20. yüzyılın ilk yarısı, solo flüt repertuvarı açısından olağanüstü yoğun bir dönemdi. Bu dönüşümü iki eser üzerinden izlemek mümkündür.
1913'te Debussy, Gabriel Mourey'in "Psyché" oyunu için "Syrinx"i yazdı; eser 1 Aralık 1913'te Paris'te Louis Fleury tarafından seslendirildi. Bu müzik akışkan, izlenimci ve şiirseldir; flütü mitolojik bir çağrışım aracı olarak kullanır.
1936'da ise Varèse'in "Density 21.5"i, Georges Barrère'in yeni satın aldığı platin flüt için yazıldı ve 16 Ocak 1936'da New York'ta prömiyerini yaptı. Bu müzik ise akışkan değil kesiklidir; motiflerden, ani dinamik sıçramalardan ve perküsif seslerden kurulur. Flüt burada bir çağrışım aracı değil, incelenecek bir ses nesnesidir.
Arada geçen yirmi üç yılda değişen şey yalnızca üslup değildi. Bu dönemde ayrıca Bach'ın la minör partitası yeniden keşfedildi (el yazması 1917'de bulundu, 1919'da René Le Roy tarafından seslendirildi) — yani eşliksiz flüt yazısının tarihsel kökeni de aynı yıllarda repertuvara geri döndü. Solo flüt, hem geçmişini hem geleceğini aynı anda kazandı.
Yüzyılın ikinci yarısında bu genişleme sürdü: Robert Dick'in 1975'te yayımladığı "The Other Flute", çağdaş tekniklerin sistemli bir kataloğunu sunarak bestecilere yeni bir sözlük verdi. Sharon Bezaly gibi icracılar için yazılan onlarca yeni konçerto, repertuvarın büyümesini bugüne taşıdı.
Derslerimizde kursiyerlerimize repertuvarı dönemsel olarak tanıtıyoruz. Bir eserin hangi soruna cevap olarak yazıldığını bilmek, o eseri çalarken alınacak kararları da şekillendiriyor.